Kayısı Çekirdeği

Kayısı çekirdeğinin faydaları ve zararları

Kayısı Çekirdeği Nedir?

Kayısı çekirdeği, küçük bademlere benzeyen bir görüntüye sahiptir ve kayısının büyük çekirdeğinin içerisinde yer alır.

Kayısı çekirdeği, sert kahverengi ana çekirdek kabuğunun açılmasıyla ortaya çıkar. Taze kayısı çekirdekleri beyaz renklidir.

Kurudukları zaman dış kabukları açık kahverengi bir renk alır. Genellikle şekil olarak bademi andırırlar.

Antik Mısır’da, insanlar “dokka” olarak bilinen geleneksel bir atıştırmalığı hazırlamak için kişniş tohumları, tuz ve öğütülmüş kayısı çekirdeklerini karıştırıyordu.

Kayısı çekirdekleri bol miktarda protein ve lif içeriyor. Aynı zamanda bu çekirdeklerin içerisinde insanların çıkarabileceği ve kullanabileceği yüksek yağ yüzdesi var. Bu nedenle kayısı çekirdeği farklı kullanım alanları sunuyor.

Bu sebeple bazı üreticiler ise kozmetik ürünleri, ilaç ve yağ üretiminde de kayısı çekirdeği kullanmaktadır.

İnsanların tatlı kayısı çekirdeğinden soğuk sıkma yöntemiyle elde ettiği yağ, tatlı badem yağıyla aynı şekilde yemek pişirmede kullanılabilir.

Amaretto bisküvileri, bademli parmak bisküviler ve kayısı reçeli gibi işlenmiş gıdalar da kayısı çekirdeği içerir. Bu işlenmiş gıdalar, soğuk sıkma yöntemiyle elde edilen kayısı çekirdeği yağına sahiptir.

Kuzey-Batı Himalaya bölgesinde yaşayan insanların bazıları, vahşi kayısının ve kayısı çekirdeklerinin hem besleyici hem tıbbi kullanım alanları olduğunu düşünmektedir.

Burada yaşayan halk, düzenli olarak kayısı çekirdeği tüketmekte. Kayısı çekirdeğinin olası kullanım alanları oldukça çeşitli. Kullanım alanları arasında biyolojik yakıt ürünleri, cilt bakım ürünleri ve saç bakım ürünleri var.

Kayısı çekirdeğinin acı türünden elde edilen, çekirdekler genellikle vücut yağı, yüz kremi, dudak kremi ve esans yağı gibi kozmetik endüstrisinde kullanılan bileşenler arasındadır.

Hindistan’da insanlar, masaj yağı üretmek için kayısı çekirdeği yağı kullanmaktadır. Çünkü bu yağın ağrıları ve acıları rahatlattığına dair genel bir inanç vardır.

Hunza Halkı Kayısı Çekirdeği Hakkında Neler Biliyordu?

1930lı yıllarda Binbaşı Robert McCarrison, Pakistan’ın kuzey kısımlarında yalıtılmış kırsalda yaşayan ve Hunza adı verilen bir kabileyi gözlemledi. Bu kabileyle ilgili gözlemlerini kaleme aldı.

McCarrison, Hint Tıp Hizmetleri bünyesinde görevli olarak çalışırken bu toplulukla karşılaştı. McCarrison’un yazılı gözlemlerine göre Hunza halkı, nerdeyse tamamen sağlıklı yaşıyordu.

Bazıları 135 yaşından fazla yaşıyordu ve klandaki kimsede diyabet, obezite, kalp krizi ve kanser gibi modern dünya hastalıklarına rastlanmıyordu.

Bu araştırmadan yaklaşık yirmi yıl sonra, kanser hücrelerinin nasıl çalıştığını anlamak isteyen bir biyokimya uzmanı olan Doktor Ernest Krebs, McCarrison’un kayısı çekirdeği hakkında yazdıklarını keşfetti. Krebs aynı zamanda Hunza halkının yaşam tarzını incelemeye başladı.

Krebs’in açık bir şekilde anladığı şey, Hunza kabilesinin uzun yaşam sırrının genel yaşam tarzı ve beslenme düzenleriyle ilişkili olduğu gerçeğiydi.

Beslenme düzenlerinde çiğ süt, et ve kemik suyu, taze tahıllar ve sebzeler yer alıyordu. Çok az şeker tüketiyorlardı ve avcı toplayıcılara benzer şekilde bol miktarda egzersiz yapıyorlardı.

Hunza kabilesine özel olan diğer özellikler ise aşırı miktarda kayısı çekirdeği tüketmeleriydi.

Tüm bunlar Hunza kabilesinde yaşayan insanların uzun ve sağlıklı bir ömür sürmesine yardımcı oluyordu.

Halkın bu kadar uzun süre ve sağlıklı bir şekilde yaşaması Krebs’in ilgisini çekti ve kayısı çekirdeği içerisinde mütevazi bir şekilde bekleyen gizli silahı bulana kadar araştırmaya devam etti.

Bu bileşen tümörü ortadan kaldıran glikozid amigladin bileşeniydi.

Araştırmalar Ne Diyor?

2015 yılında Cochrane Kütüphanesi tarafından yayınlanan bir değerlendirme makalesi konu hakkında dikkate değer bilgiler sunuyor.

Çünkü bu makalede yer alan bilgiler, aşırı miktarda amigladin tüketmekle ilişkili olan olası siyanür zehirlenmesinden ve laetrillerin tüm türlerinin tehlikeli olduğundan bahsediyor.

Yazarlara göre “Ağızdan alınan laetril veya amigdalin bileşenlerinden sonra siyanür zehirlenmesinden kaynaklı ciddi olumsuz etkiler göre riski oldukça yüksek”.

“Laetril veya amigdalin bileşenlerinin kanser tedavisindeki risk ve fayda dengesi olumsuz olarak görülmekte.”

Yine de 2016 yılında yayınlanan başka bir çalışmada, amigdalinin prostat kanser hücrelerinin büyümesi üzerindeki etkileri gözlenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre bir doz kimyasal (tam olarak mililitre başına 10 miligram) “Önemli  seviyede tümör karşıtı aktivite sergiliyor”.

Bunu izleyen araştırmalar, kayısı çekirdeğinden gelen maksimum kabul edilebilir amigdalin dozunun yetişkinler için 0,37 gram (veya üç küçük çekirdek) olduğunu söylüyor.

Yüksek dozlar veya büyük bir çekirdeğin bir yarısından daya azı, maksimum kabul edilebilir dozu geçer ve yetişkinler için zehirli hale gelir.

Yine de araştırmaların ve değerlendirmelerin büyük çoğunluğu kayısı çekirdeği ve amigdalin veya laetrilin kansere karşı savaşan faydaları olduğu iddialarını reddetmekte.

2006 yılında akran değerlendirme çalışması, kansere karşı savaşırken 36 laetril kullanma raporu gözlemledi.

Yazarlar “Laetrilin kanser hastaları üzerinde faydalı etkileri olduğuna dair iddialar, sağlam klinik verilerle desteklenmemektedir.” sonucunu bulmuştur.

Aynı zamanda hiçbir vaka çalışmasının “Laetrilin faydalarını kanıtlamadığını” ifade etmişlerdir.

Laetril Nedir? B17 Vitamini Nedir?

Aynı zamanda B17 vitamini olarak da adlandırılan laetril, amigdalinin kısmi sentetik formuna verilen isimdir. Kanserin alternatif tedavisinde kullanılmak üzere teklif edilmiştir.

Laetril, amigdalin maddesinin su ile kimyasal reaksiyon girmesi sonucunda oluşturulur.

1952 yılında biyokimyacı Ernst T. Krebs, Jr., enjekte edilebilir laetril formu geliştirdi..

Babası 1920li yıllarda kanser tedavisinde kayısı çekirdeği kullanmayı denemişti ama kayısı çekirdeklerinin zehirli olduğu kanıtlandı.

Kanserle mücadele eden kişiler şu umutlara sahip olarak laetril almayı tercih edebilir:

  • Enerji seviyelerini arttırma
  • Sağlıklarını ve genel durumlarını iyileştirme
  • “Detoks” ve vücudu temizleme
  • Yaşamı uzatma

Aynı zamanda şu şekilde de sunulur:

  • Cilt losyonu
  • Ağızdan alınan tablet
  • Enjeksiyon
  • Rektumdan verilen sıvı.

Gıda ve İlaç Kurumu (FDA), B17 veya laetril kullanımını onaylamıyor. Yiyecek ve ilaç kullanımında güvensiz sınıfında yer alıyor. Herhangi bir hastalığın tedavisinde kullanıldığı görülmemiştir.

Laetrilin yan etkileri siyanür zehirlenmesine oldukça benzerdir.

Bu yan etkiler arasında şunlar vardır:

  • Mide bulantısı, kusma ve baş ağrısı
  • Baş dönmesi
  • Aşırı düşük tansiyon ve düşük oksijen seviyelerinden dolayı maviye dönen cilt rengi
  • Karaciğer hasarı
  • Düşük göz kapağı
  • Sinir hasarı nedeniyle yürüme zorluğu
  • Ateş
  • Kafa karışıklığı
  • Koma
  • Ölüm

Bazı kaynaklar laetrilin kansere karşı kullanılmasını desteklemiştir ve bu madde, Meksika ve Amerika Birleşik Devletlerindeki bazı kliniklerde tedavi olarak sunulmaktadır.

Bazı kaynaklara göre laetril alan kişilerde şunlar görülür:

  • Artan enerji seviyesi ve genel sağlık
  • Vücudun yenilenmesi
  • Daha uzun yaşam.

Bu amaçlar için veya kanseri tedavi etmek amacıyla laetril kullanımını destekleyen bilimsel bir kanıt yoktur.

Kayısı Çekirdeğinin Faydaları Nelerdir?

Bağışıklığı Destekler

Kayısı çekirdekleri, zararlı hücreleri öldürerek vücut boyunca hastalığın yayılmasını yavaşlatmaya yardımcı olan özel bileşenlere sahiptir. Ama bu sürecin tam olarak nasıl gerçekleştiği anlaşılmamaktadır.

Uluslararası Radyasyon ve Biyoloji Dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre,

Amigdalin bileşenin, hastanın beyan kan hücrelerinin zararlı hücrelere saldırmasını tetikleyerek bağışıklık sistemini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttırdığını bulmuştur.

Amigdalinin etkileri hakkında önce sürülen teorilerden biri, normal hücrelerin hastalıklara neden zararlı ve tehlikeli hücrelere dönüşmesinin, normalde pankreas tarafından üretilen faydalı bir enzim tarafından gerçekleştiğini öne sürmektedir.

Bu nedenle “B17 vitamini”, vücut içerisinde zararlı özelliklere neden olan bileşenleri yok eden pankreas enziminin üretimini arttırmaya yardımcı olabilir.

Ağrıyı Azaltma

Kayısı çekirdeği bileşenlerinin kanser karşıyı bileşen olarak test edildiği bazı çalışmalar kanser hücrelerinde herhangi bir değişim göstermese de bazı çalışmalar ise hastaların ağrının azaldığını söylediklerini belirtilmiştir.

1962 yılında yayınlanan vaka çalışması raporlarında, metastatik kanseri (vücudun bir bölümünden diğer bölümlerine yayılan kanser türü) olan 10 hastanın farklı intravenöz laetril dozlarıyla tedavi edildiğini göstermektedir.

Raporlanan en önemli bulgu ise, ağrının azalması, lenf düğümlerindeki şişmenin azalması ve tümör boyunun küçülmesidir.

Çin tıbbında, kayısı çekirdekleri arteritik ağrıyı tedavi etmek için kullanılmıştır.

Kayısı çekirdeğinde bulunan bir lif, sindirim sisteminde bulunan asitleri ve diğer toksinleri yakalamakta ve bu zararlı maddeleri vücudun dışına atmaktadır.

Çekirdekler arındırıcı özelliğe sahip. Bu nedenle çekirdekler vücuttaki enflamasyonu azaltarak doğal arterit tedavisi olarak kullanılmaktadır.

Arterit, eklemlerde şişme ve ağrıya neden olan bir eklem hastalığıdır.

B17 Vitamini ve Kanser

Kayısı Çekirdeğinde Bulunan Kanser Karşıtı Bileşenler?

kayısı çekirdeği, aynı zamanda laetril olarak da bilinen amigdalin adı verilen zehirli bir kimyasalı içerir.

Bazı firmalar, temel bir madde gibi adlandırmak ve piyasaya sürmek için bu bileşeni “B17 vitamini” olarak adlandırmaktadır. Vücut içerisinde bu kimyasal, zehirli olan siyanüre dönüşür ve ciddi zararlar verebilir.

Bu zehirli kimyasal kanser hücrelerine karşı savaştığı için siyanüre dönüşmeden ve vücuda yayılmadan, kansere karşı savaşırken kayısı çekirdeğinin kullanılmasına ilgi duyulmuştur.

Bazı araştırmacılar, siyanürün sadece kanser tümörleri için zararlı olacağına inansa da bilimsel çalışmalar bunun her zaman doğru olmadığını belirtmektedir.

Alternatif kanser doktorları, hastalarını laetril ile tedavi etmektedir. Fakat FDA, tedavilerde B17 vitaminin kullanılmasını yasaklamıştır. Doktorlar hastalarına laetril yazamaz veya hastaları laetril ile tedavi edemez.

Sloan Kettering, 1970’lerde lider kanser araştırma merkezlerinden biriydi.

Doktor Sloan Kettering, laetrilin laboratuvar farelerinde kötü huylu akciğer kanseri tümörünün büyümesini engellediğini göstermiştir.

Ama Sloan Kettering araştırma merkezinde görevli yönetim kurumu, yeni bulguların karlarını azaltacağını düşünmüş ve dayanağı desteklememiştir. Patenti alınmayan tedaviler para kazandıramaz.

Bu noktada medya önemli bir rol oynadı ve kayısı çekirdeği ve elma çekirdeğindeki siyanürün tehlikeli olduğuna dair bir hikaye yayınladı.

Ama aslında siyanür kanser hücrelerini öldürmekteydi ve kayısı çekirdeklerinde de düşük seviyede bulunmaktaydı.

Yüksek Tansiyonu Düşürür

Kayısı çekirdeği, güçlü bir kan basıncı azaltma bileşeni olan tiyosiyanat oluşturarak düşük tansiyona neden olabilir.

20. yüzyılın başlarında, tiyosiyanat hipertansiyon tedavisinde kullanılıyordu. Ama günümüzde toksik etkileri nedeniyle kullanılmamaktadır.

Yine de tiyosiyanatın ara ürünü olan sodyum nitropruzit, hala hipertansif acil durumlarda tedavi olarak kullanılmaktadır.

Acil durum, arterlerdeki kan basıncı uzun bir süre yükseldiğinde meydana gelir.

Bu durum ise kalp hastalıkları, koroner kalp hastalıkları, inme, aortik anevrizma, periferal arter hastalıkları ve kronik böbrek hastalıkları gibi sağlık sorunlarını neden olabilir.

Uzun dönemli olarak etkili bir tedavi olup olmadığı veya etkilerinin geçici olup olmadığı bilinmemektedir.

Araştırmalara göre, amigdalin parçalanarak metabolizmaya dahil edildiğinde, vücudu arındırmak ve kan basıncını doğal olarak düşünmek için bağırsakta bulunan faydalı bağırsak bakterileriyle etkileşime geçerek, beta glukosidaz adı verilen bir enzimin üretimine neden olur.

Yüksek tansiyon, farklı durumlardan kaynaklanabilir. En yaygın nedenleri arasında yüksek miktarda tuz içeren beslenme düzeni, duygusal stres, aşırı alkol tüketimi, aşırı kafein tüketimi, sigara içme, obezite, hareketsiz yaşam, doğum kontrol hapları ve ağır metal zehirlenmesi yer alır.

Kayısı çekirdeğinde bulunan kimyasal bileşenler kan basıncı seviyelerini azaltmaya yardımcı olsa da araştırmalar tam olarak güvenli olduğunu göstermemektedir.

Kaynak Medical News Today Dr. Axe Web MD

Yorum Alanı

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.